Havadis
oradan buradan havadisler
Cezaevinde gözüme takılanlar
2Geçen hafta, bir günlük bir görevlendirme ile E Tipi Kapalı bir cezaevinde çalıştım. İlk defa bir cezaevini bu kadar yakından ve içeriden izleme, gözlemleme fırsatım oldu. Ziyadesiyle meraklı bir birey olarak dikkatimi çeken pek çok şey oldu. Torunlarıma anlatacak kadar ilginç olmasa da, fazla yoruma girmeden dikkatimi çekenleri şuracıkta paylaşmak istedim.
Açık görüşün olduğu bir güne denk gelmişim. Kapıda yakınlarını görmek için bekleşen insanlar arasından avlu kapısına girdim. Kapıdaki kulübenin içinde oturup gazetesini okuyan ve civardaki askerlerin Komutanım diye hitap ettiği yetkili kişiye görünüp onayını aldıktan sonra, upuzun bir avludan yürümeye başladım. Cezaevi binasının girişindeki elektronik metal öttürgecinin içinden bir kaç kere geçip öttürdükten sonra(yaka kartımı önlüğe iliştiren tutturgaca ötüyormuş) revire vardım. 2 adet cezaevi müdürü, 3-5 gardiyan, bir adet sağlık memurundan müteşekkil bir heyet tarafından karşılandım. Karşılandım dediğim, odada onlar vardı, ben de odaya girmiş bulundum yani. Merhaba, çay, nasılsınız fasıllarından sonra, beni bekleyen 24 hasta/mahkum olduğunu öğrenip işe başladım. Muayene olmak isteyen mahkumlar, bir dilekçe ile sabahtan başvurmak zorundalarmış. 24 adet dilekçemiz mevcut idi.
Evvelinde burada görevli bir Diş Hekimi var imiş, istifa etmiş. Sonra bütün kadrolar Sağlık Bakanlığı’na devredilmiş falan filan derken, bu günkü hadise: 800′den fazla insanın kaldığı cezaevinde görevli bir Diş Hekimi yok. Çalışma için her türlü malzeme bulunuyor ancak, verilen paranın çok az olması, burada çalışmaya gönüllü kimse olmaması ve buraya her hangi bir atama da yapılmaması sebebiyle, böyle bir durum çıkmış ortaya. Mahkumlara tek tek bakmaya başladım. Haliyle psikoloji bozuk çoğunda. Mesela şöyle bir diyalog oldu biriyle aramızda:
-Hocam, bütün dişlerim sızlıyor
-Fırçalamıyorsun pek, diş etlerin sağlıksız ve diş taşların var
-Hocam fırçalıyorum, 2 haftada bir
-2 haftada bir olmaz, günde 2 olmalı
-Macunların içine ilaç koyuyorlar hocam, kimyasallar var, Sodyum bilmem ne var, sağlıklı değil
-Hmmm
Buradaki hmm, ne desem şaşırdım manasında. Macunsuz fırçala dedim, onu da kabul etmedi.
Bütün gününü içeride geçiren bir insan sabah uyanınca kıyafetlerini değiştirir mi ? İlginç ama çoğu değiştirmişti. Dışarı kıyafeti denebilecek, pantolon hatta ceket, mont falan ile gelenler çoğunluktaydı. Sadece birkaçı eşofmanı ile geldi.
Orada müdahale edebileceklerime baktım ama çoğuna da hastaneye sevki uygundur diyerek hastaneye gelmeleri gerektiğini yazdım. Hastaneye sevki uygundur dediğim hastaların bir kısmının 6 aya kadar bile bekleyebileceğini sonradan öğrendim tabii. Birkaçına da ilaç yazıp, ilaçların mutlaka alınmasını söyledim. Sonradan öğrendim ki ilaçları da eczane vermemiş (nasıl oluyor ben de bilmiyorum)
Bir ara parmaklıklı pencereden dışarı ilişti gözüm. 3-4 metre yüksekliğinde duvarlarla çevrili küçük avlular vardı her yerde, çamaşır ipleri asılmış, her yanı betonla kaplanmış küçük küpler, sadece gökyüzünü görüyor. Mahkumların hava aldığı, volta attığı yerler imiş. Güneş’e göre ayarlanıyormuş açılma/kapanma saatleri. Hemen yukarıdaki çatıya tüneyen güvercinlere ilişti gözüm sonra, garip bir tezat hissi duydum.
Mahkumlar hakkında en sağlıklı bilgiyi alabileceğim kişiler, gardiyanlarla muhabbet ettim biraz. 400 civarında kapasite varken 800′ü aşkın mahkum kalıyormuş burada.
“Bizde iyi yine, Diyarbakır’da 3′lü ranza sistemine geçmişler. 10 kişi tahliye ediliyor, bir hafta geçmiyor 15 kişi geliyor. Millet rayından çıkmış hocam”
50 civarında kadın mahkum var ve en problemli mahkumlar kadınlar imiş. Siyasi suçlular, adli suçlular ayrı koğuşlarda tutuluyormuş. Adli suçlular genelde cezaevinde de sorun çıkarıyorlarmış:
-”Dışarıda üç beş kişi hırsızlık yapanlar, buraya gelip çevre ediniyor. Dışarı örgüt olarak çıkıyorlar hocam”
En uyumlular ise Hizbullah davasından gelenlermiş:
“Keşke herkes onlar gibi olsa. Kendini kesen biçen psikopatlardan bıktık hocam”
Mahkumların herhangi bir sağlık birimine sevki, randevusu 6 ayı aşan sürelere kadar gecikiyormuş. Bekleyen mahkumlar ve sevk edildikleri klinikleri listesine baktım. Dahiliye, Kardiyoloji gibi önemli durumlar da vardı maalesef. Nedenini merak ettim.
“Hocam, askeri araç ve personel gerekiyor taşıma için. Talep ediyoruz ama vermiyorlar, yeterli değil diyorlar. Acil bir durum olunca ambulansla götürün diyorlar. Ama ambulansla gitmek için de askeri personel lazım”
Buna şaşırıyorum. Askerin kaynak ve iş gücü eksikliği, olacak şey mi, bence değil ?
Öğlen yemeği saatinde, koğuşların olduğu tarafları doğru yürüdük biraz. Uzun geniş koridorlar, kilitli demir kapılar arkasında koğuşlar. Koridorlarda telefonlar var. Mahkumlar, belge ile ispat ettikleri akrabaları ile görüşebiliyorlarmış haftada bir. Garip geldi bir an, insanın insanı cezalandırması…
İşimi erken bitirip çıktım cezaevinden. Sağ olsunlar, personel çok ilgilendi, yardımcı oldu. Ama yol boyunca aklımda kalan, kendime sorduğum şey: Bu şartlarda cezasını çeken biri, buradan ıslah olarak mı çıkar yoksa daha beter mi olur ?
Gün içinde cezaevi ile ilgili bilgilere bakınırken, İHD’nin bir raporuna denk geldim. Göz ucuyla müşahede ettiğim şeyleri, yerinde inceleyip kayda almışlar. Meraklısı ona da şuradan baksın:
O an …
0
Geçen hafta genç bir bayan hastam, şiddetli diş ağrısıyla geldi. Henüz doğum yaptığını, çocuğunun öldüğünü ve dişi çektirmek istemediğini söyledi. Kısa bir muayeneden sonra, çocuğun neden öldüğünü sordum, öldü işte dedi. Ağız hijyeni konusunda bir şeyler anlatmaya başladım, fırça şu bu dedim. Kadın birden sözümü kesip: “Hocam, ben ölmek istiyorum, sen bana diş fırçalamaktan bahsediyorsun” dedi. Ne diyeceğimi şaşırdım, dondum kaldım. Konuşmaya devam etti “Ben … Çelebi, Bilge Köyü’nden” deyince, durumu anladım. Anlatmaya başladı: “Annem ve ablam öldürüldü, iki çocuğum elimden, alındı, yeni doğan çocuğum öldü, eşimden boşanıyorum. Sen söyle ben ne yapayım …?” Çıt çıkmadı benden, düşünemedim konuşamadım hiç.
Identity filmindeki polis karakterini oynayan John Cusack’ın bir repliğini hatırladım. “Bir keresinde bir intihar girişimi ihbarı aldım. Yüksek bir binanın tepesinden atlamak üzere. Yanına gittim, yaklaştırmadı. Meksikalı, bağımlı, hamile, HIV+ bir kız vardı, ‘bana yaşamam için bir sebep göster’ dedi, böyle bir durumda ona yüzlerce şey söylemek için eğitilmiştim ama bir an için duraksadım; ve o bunu fark etti. Atladı…”
Bir an gözlerine bakabildim hastanın, öyle ifadesiz, donuk, yorgun bakışlar …
***
Öğlen arası gazetemi alıp ne var ne yok diye bakınırken, az önce beni dumura uğratan hastamın haberiyle karşılaştım:

